Pagerank, Seo, Kopya İçerik ve Reklam Bağlantısı
Her nekadar toplulukların(ticari olmayan) veya kişilerin internet üzerinden içerik sunması internet dünyasında eski bir alışkanlık olarak kabul edilse de ülkemizde son beş yıldır bu türdeki siteler çoğaldı. Ondan önce daha çok şirketlerin kurduğu sitelerden(portal vs.) bilgi edinmek mümkündü. Sunucu taraflı programlama dili bilip, kendi yayınlayacağı içerik için yazılım hazırlayabilen kişilerin sayısı ya pek fazla yoktu yada bilenler bu tür bir uğraş içine girmiyordu. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda topluluk sitesi denebilecek, bir kaç forum ve site vardı. Bunların dışında türkçe “bilgi” alabileceğiniz pek fazla site veya platform yoktu.
Zamanla internet bağlantı ücretleri düştü(ki aylık 56K bağlantı için 50$ ödediğimi hatırlarım) ve böylece daha çok kişi internete girmeye ve “bilgi” talep etmeye veya “bilgi” göndermek istemeye başladı. ADSL denen şey 56K ile bağlanılan dönemleri unutturduğunda ise daha çok “bilgi” paylaşabileceğini düşünen herkes kendisi için site, forum, portal, blog vs. açabilir durumdaydı. Çünkü internet ile aktif olarak ilgilenen pek çok kişi google, blog, forum, cms gibi kavramların anlamlarını da gayet iyi biliyordu.
Tabi pek çok kişi için “paylaşım” isteğinin ana nedeni ego tatmini, başkalarına yardımcı olma, referans oluşturma gibi nedenlerden daha çok para kazanma isteğiydi. Arkasında maddi destektiçisi veya sponsoru olan topluluklar tarafından içerik yayınlama kısmına ülke olarak pek tanık olmadıysak da bireysel kullanıcıların ve ticari olmayan toplulukların içerik “paylaşımı” kısmına yetişmeyi başarmıştık. Artık email adresi olan herkesin blogu vardı yada en az 5 foruma üyeydi. Heralde her 10 kişiden 3-4tanesinin kendine ait veya yöneticisi olduğu topluluk siteleri(forumlarımı desem acaba?!) patladı…
Bunun tetiklenmesi nasıl oldu kestirmek güç. Yani sadece ucuzlayan bağlantı ücretleri, artan hızlar, daha ilgili ve istekli insanların artması mı şirketlerin aklına içerikten para kazanabilme fikrini getirdi yoksa bu tür para kazanma yöntemi çıkınca mı her önüne gelen site açmaya, blog veya portal kurmaya başladı emin değilim şahsen. Fakat artık yeni bir reklam yayınlama şekli vardı ve üstelik bu yöntem ile para kazanmak için kurum veya kuruluş olmanız, yayınlanan içerik konusunda bilgili olmanız gerekmiyordu. Hatta ve hatta yayınladığınız içeriğin bile sizin tarafınızdan oluşturulması gerekmiyordu.
İşte bu noktada google vazgeçilmez arama motorumuz olarak pagerank denen bir zımbırtıyı hayata geçirdi. Türkçe meal olarak “sayfa sıralaması” denebilecek bu yöntem arama sonuçlarına doğrudan etki ediyordu. Aranan kelimelere sahip onbinlerce site olmasına rağmen hangi sitenin daha önde(yukarıda) gözükeceğini belirleyen bu yöntemin sitenin aldığı hit, benzer içeriğe sahip sitelerden alınan linklerin sayısı, sitenin güncelliği, içeriğin özgünlüğü, site dizinlerinde(dmoz gibi) bulunup bulunmadığı, bookmark(del.icio.us gibi) sitelerinde ne kadar bulunduğu gibi herkesce bilinen bir kaç ana kriteri mevcut. Tabiki az bilinen veya henüz keşfedilmeyen kriterleri de olması kuvvetle muhtemel.
İlk anda bu yöntemin arama sonuçlarını çok daha iyi hale getireceğini düşünüyorduk. Mesela bir topluluk sitemiz var ve belli konularda içerik yayınlıyoruz. Tabiki ilk yayınlayan biz olduğumuz için pek çok benzer siteden doğrudan bize link verilecektir. Aynı içeriği bizden habersiz alan ve yayınlayanlar bu kriteri sağlayamadıkları için arama sonucunda bizim sitemiz daha önde gözükecektir. Bir başka senaryo şöyle olabilir: bir konuda oldukça iyi bilgiye sahipsinizidir ancak aynı konu üzerinde içerik yayınlayan onlarca büyük site vardır. Siz aynı konuyu kimsenin anlatmadığı şekilde daha önce değinilmemiş noktalara değinerek anlatırsınız ve böylece arama sonucunda sizin siteniz kocaman kocaman sitelerin önünde yer alabilir. Ne güzel görünüyor…
Tabiki hiç bir zaman işler bu kadar güzel olmuyor. Yukarıda saydığım kriterlerin pek azı google tarafından açıklandı. Diğerlerini ortaya çıkması ise daha çok seo yöntemleri ile deneme yanılma yöntemiyle keşfedildi.
Seo nedir? İngilizcesi search engine optimization, türkçesi arama motoru optimizasyonu. Adında anlaşılacağı üzere sitenizin arama motorları tarafından çok daha iyi taranması, içeriğin çok daha çabuk şekilde arama motoru tarafından belleğe alınması ve böylece arama sonuçlarında daha çabuk ve daha iyi yerlerde gözükmesi için kullanılan yöntemlerin tümüdür. Bu sadece google ile sınırlı değildir. Popüler tüm arama motorları seo uygulamarına olumlu tepkiler verir.
Şimdi ne durumdayız bir bakalım; artık hemen herkes içerik yayınlayabilecek durumda, içerikten para kazanabiliyoruz, pagerank ve seo var. Eh, bu kadarcık aklı çalışan ve bunları görebilen herkesin aklına “neden ben de para kazanmayayım ki” diye bir soru gelir heralde. Nitekim öyle de oldu…
İlk başlarda forum, portal gibi pek çok kişinin içerik “paylaştığı” türden siteler patladı. Fakat pek azı diğerlerinden farklı veya fazla bilgiye sahipti. Bu özgün ve güncel içerik için bir sorun teşkil ediyordu. Çözüm de basit oldu, “Başkasının yazdıklarını olduğu gibi koy gitsin siteye”. Tam da o zamanlarda insanların diline(eline mi desek) “paylaşım” lafı dolanmaya başladı. Bu laf yapılan eylemi anlatıyor gibi görünsede aslı öyle değildi. Çünkü gerçek hayatta birisinin kağıda yazdığı bir şeyi izin almadan sizde kağıda döker ve kafanıza göre dağıtırsanız, yasal sorunlar bir tarafa pek çok kişiden göreceğiniz tepki, aşağılama vb. nedenlerden ötürü bu tür işe kalkışamazsınız. İnternet iyiki böyle değil. Nede olsa kimse gerçek kimliğimizi bilmiyor, bir de “herkes faydalansın diye paylaşım yapıyoruz” dedik mi tamamdır. Böylece yapılan eylem de sanki herkes için yapılıyormuş gibi gösterilir ve işlem meşrulaşmış olur. Oysa amaç daha çok kullanıcı çekmek, daha çok hit almak, daha çok link almak… ve sonunda da daha çok para kazanmaktır. Olay ne kadar basit değil mi? İçerikten para kazanabiliyorsun ve kimse sana nerden bu içeriği edindiğini sormuyor. Sen de kullanıcılarına bunu aşılarsan ve meşru gibi gösterirsen(sevdim paylaşayım dedim, alıntıdır vs. demek yeterli sonuçta!) gelsin paracıklar.
Tabi kullanıcıların hepsi bizim için çalışacak kadar aptal olamazdı. Hemen bazıları aynı yöntemi denedi ve kimisi başarılı oldu. Fakat başarız olanlar o kadar çoktu ki bir anda heryer içinde her konuyu barındıran forumlarla dolup taştı. Hemen hepsinde aynı konu başlıkları ve aynı içerikle beraber bulunuyordu.
Google bu duruma uzun süre seyirci kalmadı. Pagerank tekniğinde yapılan algoritma değişiklikleriyle bol bol kopya içerik barındıran bu tür siteler git gide geriye düşmeye başladılar. Zaten bu tür siteleri kurmak, idare etmek filan da zordu, hevesimiz de geçti, kazanabildiysek az biraz para da kazandık. Artık yeni şeyler yapmak lazımdı.
Derken bir blog furyası başladı. Hem kurup, idare etmesi kolaydı hem de başka birilerine ihtiyaç yoktu. Tek sorun önceden de olduğu gibi içerik üretebilmekti. Yine aynı yöntem ile sağdan soldan içerik derlendi ve yayınlandı. Bu sefer de kimse kopya içeriğe link vermediği için kimse bizi bulamıyordu.
hemen yazı arşivi niteliğinde, içinde yüzlerce makale barındıran isteler yayıldı. Günümüzün popüler işi de bu. Kopyala&yapıştır ile siteye içerik doldurup, belli konularda makale veya ders niteliğinde yazılar yayınlamak.
Hem blog yayını yaparak hem topluluk sitesi kurarak gerçekten etik ve meşru yöntemlerle içeriğe göre reklam gösterip oldukça yüklü miktarlarda para kazananlar olmuştur. Fakat en az onun kadar da etik olmayan, kendilerini meşru gibi gösteren kişiler veya siteler de olmuştur maalesef. Reklam şirketleri için dediğim gibi bir sorun yok. Yeterki reklam verenin isteğine göre bir içerik olsun. Nerede nasıl olduğu önemli değil. Belki biraz da bu nedenle bu iş o kadar süistimal edil ki artık seo yöntemleri gayri meşru amaçlar için kullanılır oldu.
Artık arama sonuçlarında en alakasız siteler ön sıralarda çıkmaya, “kendimi şanslı hissediyorum” demek pek mümkün olmamaya başladı. Bugün gelinen nokta şu: Kendi içeriğini oluşturan ve gerçekten etik davranan kişiler veya siteler mecburen seo uygulamaları yapmak zorunda kalıyor. Çünkü şirketinizin adıyla yaptığınız aramada bile bir arkadaşlık sitesi ilk sırada veya sizden önde gözükebiliyor. Ne kadar saçma gözükse de pagerank ve seo nimetleri işte…
Evet, maalesef günümüzde ne kadar iyi, kaliteli, büyük… siteniz olursa olsun seo uygulamaları yapmalısınız, siz de “paragöz hırsızlar” gibi hiç işiniz olmamasına rağmen pagerank nedir diye araştırıp, “nasıl PR6″ olurum diye kafa patlatmak durumundasınız. Tüm bunların nedeni ne olursa, nasıl olursa olsun istediğini elde etmeye çalışan internet kullanıcıları mı yoksa reklam yayınlayalım da nasıl olursa olsun diyen başta google olmak üzere reklam şirketleri mi karar vermek zor. Ancak en azından “paylaşım” yapanların oturup kendi kendini sorgulaması gerekli. Aslında ne yaptığınızın farkında mısınız?
Ben artık neredeyse google kullanmaz oldum. O kadar alakasız sonuçlar dönüyor ki bazen inanmak mümkün değil. Tabi google da zaman içinde pagerank algoritmasında iyileştirmeler yaptıysa da suistimallerin önüne elbette geçemedi. Kendi kendime yeter şu pagerank geyiği kaldırsalar da kurtulsak diye düşünüp dururken bildirgeçdeki yazı ile bir miktar umutlanır oldum. Acaba ben mi fazla pembe renkli bir internet düşlüyorum yada istiyorum?
NOTLAR:
-Bazı bölümlerde sanki kendim yapmışım gibi cümleler kullandım ama bugüne kadar kopya veya yasal olmayan içerikten para kazanmışlığım yoktur.
-”bilgi” ile kastettiğim her türlü yazılı,görsel ve işitsel materyaldir. Ders konusu da olabilir, film de, mp3 dosyası da.
Benzer Yazılar
Yazdır
9 Ekim 2007 |
606 Görüntülenme |
Kategori: SEO & İnternet Reklamcılığı, İnternet |
TrackbackEtiketler: orion, seo, google, kopya içerik, reklam, pr, pagerank


Ekim 11th, 2007 at 01:35
Değişmeyen bazı unsurlar var aslında.
Mesela taklitçilik daha doğrusu kopyacılık hiçbir zaman mükafatlandırılmıyor. Belki belli zamanalarda bir takım kişiler bundan menfaat sağlıyor ancak bir zaman sonra bilinmez, tanınmaz kimseler oluyorlar.
Birçok site birçok forum açıldı. Kaç tanesi üç sene sonra burada olacak ? Sorulması gereken sorulardan biri bu bence. Bugün varlar ama yarın olmayacaklar. İşin garibi onların olmamasını biz hiç farketmeyeceğiz. Çünkü kibar tabirle “çöp sitelerin”, yani kökü olmayan ağacı tutacak toprak yok.
Bir de burda birşeye daha değinmekte fayda var. Kopyacılık, yani oradan burada birşeyleri kendi sitesine aynen ekleyip hit artırmaya çalışma yöntemini zannedersem en çok türkler yapıyor.
Hergün bir dünya yabancı site geziyorum. Henüz kopyacılığın örneğine rastladım denemez. Hele Türkiye’deki gibi forum patlamasının tam bir örneği yok.
Türkler her zamanki gibi ilklere imza atıyor kopyacılıkta. Gerçi yazılan tezlerin çoğunun kopyala-yapıştır ile yapıldığı düşünülürse orion algoritmasını geliştirenin bir türk olmamasına saşmamak gerekir.
Ekim 12th, 2007 at 13:10
“Türkler her zamanki gibi ilklere imza atıyor kopyacılıkta. Gerçi yazılan tezlerin çoğunun kopyala-yapıştır ile yapıldığı düşünülürse orion algoritmasını geliştirenin bir türk olmamasına saşmamak gerekir.”
Son aylarda 3-4 akademik konferansa aktif katılan biri olarak şu cümlenin altına imzamı atmam gerekiyor.
Lisans tezinin dahi özgün ve inovatif bir yaklaşım sergilemesine inanıyorum. Ama öyle yüksek lisans ve doktora tezleri gördüm ki tam bir hayal kırıklığı ve geleceğe dair umutsuzluk oluşturdu bende.
Aynı zamanda bu ülkede neden teknoloji geliştirelemediğinin de bu şekilde farkına vardım. Çünkü insanlar bu çalışmaları sadece “yapmış olmak için” yapıyorlar, aynen bahsi geçen copy/paste sitelerde olduğu gibi…
Kasım 17th, 2007 at 21:21
Bu tekniğin de pek işe yarayacağına inanmıyorum. Yapılması gereken nasıl çalıştığı bilinmeyen bir algoritma hazırlamak. Orion adı duyulduğu gibi yüzlerce SEO uzmanı da karşı teoriler üretmeye başlamışlardır. Zamanla onu da devirecek hileler görmeye başlarız.
Ocak 15th, 2008 at 00:24
Pagerank, Seo, Kopya İçerik ve Reklam Bağlantısı…
Pagerank sadece siteleri sıralamk için mi var? SEO neden bu kadar popüler oldu? Tüm bunlarla reklam verenlerin bağlantıları olabilir mi?…