Ya İngilizce Bilmeseydim?
Esasında uygulama için bir rehbere, ustaya gerek duyulmayan bilim dalları ve zanaatlarda (uygulaması olan bilim dalları ve zanaatlar için bkz, doktorluk, özellikle cerrahlık, kakmacılık, bakırcılık, vs…) uzman olmak, engin bilgiye sahip olmak için bir okula gitmenize, bir kurs almanıza ya da başka birşekilde bir belge almanıza gerek yoktur. ( Tabii ki şöyle bir unsuru asla gözardı etmemek gerekir : Her yerde alabileceğiniz bilgi türü farklıdır. Ufkun açılması için elbetteki farklı ortamlarda, farklı mücadelerin içine girmek gerekebilir).
Bilgisayarla ilgili konular, Hukuk, Tarih, Matematik vb birikimlerde iyi bir yere gelmek, hatta çoğu zaman bu işin uzmanından da çok detaya vakıf olmak her zaman mümkündür. Bu gibi konular “kendi kendini geliştirmeye” müsait, rehbere gerek olmayan konulardır. Birilerinin size anlatması, C notunu vermesi gerekmez. ( Tabii Türkiye gibi kimi şeylerin içi boş olduğundan kimi platformlarda “Var mı belgen?” diyebilirler. Ancak hepimiz bilmeliyiz ki bilginin belgesi ortaya koyulan iş, çabadır. Bir öğretim görevlisinin ortaya koyduğu iş yetiştirdiği öğrenciler, yazdığı ufuk açıcı makalelerse, bir programcının belgeside yazdığı programlar, forumlarda, şurda burda yardım ederek yetişmesine yardımcı olduğu arkadaşları, kardeşleridir.)
Bahsettiğim gibi programlama öğrenmek de rehbere gerek duyulmadan, evde, işte otobüste kendi çabamız ile yapabileceğimiz, öğrenebileceğimiz, yeri gelince bilgilerimize dayanarak ahkam kesebileceğimiz bir daldır.
Ancak bunca zamandır gördüğüm bir husus var. Her ne kadar programcı olmak için emek vermek ve çalışmak gerekiyorsa da bu şartı yerine getirmediğiniz sürece illaki birgün bir yerlerde tıkanacaksınız. Bu şartın adı, İngilizce’dir, İngilizce bilmektir.
Kendi açımdan olaya bakarsam, bugüne kadar aldığım eğitimlerden hiçbirinin yaşam içinde bana İngilizce kadar faydası olmamıştır. Yeri geldiğinde bir yabancı dergiyi alıp okuduğumda da bunu hissetmiştim, şu an hergün girdiğim arama motorlarında da hissediyorum. Eğer ingilizce bilmeseydim neredeyse bildiklerimin yarısını o da yarım yamalak öğrenecektim. Sözün özü çok zorlanacaktım ve rivayetçilere her zaman muhtaç olacaktım.
Ama bugün orta-ileri-süper neyse işte bir ingilizce biliyorum. Ve bu sihirli değnek sayesinde istediğim bilgiye, o bilgiyi yeniden keşfetmeden ulaşabiliyorum.
Kısaca en çok fayda gördüğüm alanları yazayım da sonra birkaç kelam daha edeyim;
İngilizce’nin faydalarını gördüğüm alanlar :
- Bilgileri kaynağından alıyor ve rivayetçilerin kendi yorumlarından, yaptıkları hatalardan kurtulmuş oluyorum. Örneğin bir programlama kitabını indirip, satın alıp direkt yazarın yazdıklarını ilk elden okuyabiliyorum.
- Yabancı kaynakların yanlış çevirileri kaynaklarla kafamı karıştırmak yerine direkt olarak o işi icat eden, o işi var eden kaynaktan bilgimi alıyorum. ( Malum, Türkiye’de bir kısım profesorler bile profesorlük tezlerini sağdan soldan kopyala yapıştır ile yapıyor. )
- En önemlisi ise ingilizce bilmek bir arama motoruyla beraber bir canavara dönüşüyor. Anahtar kelimeleri yazdığınızda karşınıza çıkan birebir çözümleri görünce şaşırıyorsunuz. Öyle ki çoğu zaman aradığım ve bulduğum çözüm tamamen benim sorunuma yönelik oluyor. ( Örneğin bugün 10′dan fazla birebir işimi görecek kod parçası buldum. Bu bulduklarım sayesinde belki birkaç gün sürecek mesaiden kurtuldum. Ayrıca gördüğüm kaynaklar ile kimi metodları, kimi fonksiyonları daha iyi anladım. Ve bana rehber olan sadece yarım çeyrek ingilizce ve bir arama motoru oldu )
Peki neden ingilizce gerekli yahu? İngilizce bilmesek programcı olamaz mıyız?
- İngilizce kaynakların sayısı daha çok. Kişi Arap oluyor, Türk oluyor, Arnavut oluyor, Fransız oluyor ama yazacaklarını ingilizce yazıyor. Amacı daha fazla kişiye ulaşmak. Çünkü artık ingilizce bir ortak dil olmuş durumda.
- Türkçe çeviriler az. Bu bakımdan daha önceden çözülmüş olan sorunlara ingilizce olarak ulaşmak durumundasınız. Ta ki birileri o kaynakları yavaş yavaş türkçeleştirene kadar.
- Türkçe kitap çevirileri iğrençtir. Romanlar falan pekala. Ancak bilgisayar kitaplarını kim nasıl çeviriyorsa hiçbirşey anlamıyorsunuz. Türkçe kitaplar ise halen istenilen kıvama gelemedi.
- Herşeyi paylaşmayı seven bir milletiz ama bilgi kırıntılarımızı paylaşmıyoruz. En büyük sorun bu bence. Günlerce uğraştığınız birşeyi gidip bir yerlere not etmiyorsunuz. ( Ben ediyorum. Etmiyenlere sesleniyorum!) Oysaki iki üç satırlık o not 10 kişinin bir saatini kurtarsa, 100 kişinin bir saatini kurtarsa ortaya çıkan emekten kar o kadar büyük olur ki onun size haberiniz olmasa bile vereceği akım siz farketmeseniz bile sizi oldukça mutlu edecektir. Garip bir milletiz. Sağa sola, derneklere, vakıflara kurbanından mali yardımına herşeyimizle yardım ediyoruz (ki yardım etmesek bu kadar dernek, vakıf nasıl ayakta duracak?) ama bilgimizi halen paylaşmayı öğrenemedik.
Sözün özü, programcı olmak istiyorsanız tek ihtiyacınız olan emek ve ingilizce bilmektir. ( Arama motorlarını nasıl kullanacağınızı bildiğinizden bundan hiç bahsetmiyorum bile) Eğer ingilizce bilmiyorsanız yazacağınız ilk program ingilizce öğrenme programı olsun, öyle bir program yazın ki kendinize ingilizce öğretin. Gerisi nasılsa gelecektir.
Yazdır
| 806 Görüntülenme | Kategori: Programlama, Yaşam, İnternet |
Geri İzleme
Etiketler: dil eğitimi, İnternet, kültür, ingilizce, dil öğrenimiBenzer Yazılar
Yorum Yap
XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

9 Mart 2006 |












