Yeniliklere Ne Kadar Açıksınız?
Aslında hepimiz pazarlamacılardan nefret ediyoruz. Hatta birisi imzasına “Marketing Engineer” yazdığımı tüylerimiz diken diken oluyor. Sadece pazarlamacılardan değil, pazarlama konusunda profesör olmuş kişileri de sevmiyoruz. Çoğumuzun içinden “Madem o kadar biliyordun, kendin yapsaydın ya?” diyoruz.
Ama aslında iş o kadar basit değil. Bilmek ile uygulamak farklı şeyler. Bu koca koca profesörlerin işi gücü bildiklerini, öğrendiklerini “sistemli” bir şekilde yazmak. Öyle bir sistemli yazmalılar ki onu okuyanlar kolayca konuyu kavrayabilsin ve gerekeni feyz alarak yapabilsin.
Ben aslında burada pazarlama stratejilerinden falan bahsetmeyeceğim. Zira bilmiyorum. Ama bir programcı olarak yıllardır aklımda olan birtakım fikirleri paylaşmak istiyorum.
Günümüzde program üzerinden para kazanma stratejileri genel olarak program kopyasından para kazanma üzerine kurulu. Yani programı yazıyor, iyi meblağya satıyor ve yaptığınız minimal sürüm ile maksimum geliri sağlamaya çalışıyorsunuz. Bunun sonucunda programların fiyatları birkaç bin dolara gidiyor.
Ama buradan çıkan bazı kötü sonuçlar hep gözardı ediliyor. Örneğin;
- Bir programın değeri birkaç bin dolar ise sizin programınız sadece sınırlı kişiye ulaşabilir.
- Sizin programınızı alamayan kişiler programınızı cracklemek, patchlemek ve yasal olmayan şekillerle kullanmak isterler.
Bu iki unsuru biraz detaylandırmak istiyorum.
Yıllarca Türkiye’de bir sorun olarak karşımıza çıkan bir KDV var. Herkes istiyor ki KDV düşsün. Ama hiçbir hükümet KDV’yi düşürüp gemisini farklı bir dümene kırmak cesaretini gösteremiyor. Neden çok açık, zaten KDV’sini düzenli olarak ödeyen bir kitle var. Bu kitleden yarı yarıya KDV aldığında zaten hiçbir surette KDV ödemeyen kitlenin KDV’nin düşük olması sebebiyle KDV’sini ödeyeceği kesin değil. Haliyle hükümetler devletin yegane geliri olan KDV’yi böyle bir belirsizliğe atacak cesareti gösteremiyor ve KDV dürüst kitleden yüksek miktarda alınmaya devam ediyor.
Esasında bu bir düzendir. Toplumda her zaman kaçakçılar, sahtekarlar, hırsızlar olacaktır. Ama politikalar hırsızlara, kaçakcılara, sahtekarlara göre yapılmaz. Politikalar namuslu, dürüst vatandaşlara göre yapılır. Sahtekar, hırsız ve kaçakcılar için olsa olsa ceza kanunları yapılabilir.
Bu bakımdan her zaman gözardı etmemiz gereken bir kitle vardır. Bu kitlenin adı haksız kazanç sağlayan kitledir… dememi bekliyorsunuz, ama böyle birşey demiyeceğim.
Program konusuna dönelim. Bir program yazdınız. Oldukça çok mesai harcadınız. Birkaç nüsha sattınız ve bir baktınız programınız warez ağa düşmüş, her türlü crack’i, keygen’i var.
İyide zaten bunları engelleme şansınız yok ki? Her zaman böyle bir kitle hali hazırda vardı ve olmaya da devam edecek. Türkiye’de milli geliri 50k $ dolar yapsanız gene böyle bir kitle olacaktır. Bu kitleyi tatmin etmenin sınırı yoktur.
Siz napıyorsunuz? Gidiyorsunuz dürüst adamdan çuvalla para alıp, kaçak nüshadan olacak zararınızı kapatmaya çalışıyorsunuz.
Peki siz bedavaya program verseniz ne olurdu?
Belki her programı bedavaya veremezsiniz. Ama internetten güncelleme yapılan her program bedavaya verilemez mi? Sonuçta eğer internetten güncelleme yapıyorsanız, sunucu sizin elinizde olduğu için bir programın, bir keygen’in geçerli olup olmadığını anlamak çok basit bir işlem. Şöyle düşünebilirsiniz, Microsoft yeni politikası ile lisansız XP kullananların sadece otomatik güncelleme ile bilgisayarlarını güncellemelerini sağlıyor. Microsoft’un sitesinden ağa düşmüş bir seri numarası ile güncellemeleri indirebiliyor musunuz? Hayır. Yani iş bu kadar basit.
Bedava vermenin bir avantajı daha var. Bu avantaj şudur ki programınız daha fazla kişiye ulaşacaktır.
Şu zamanda iş yapmak eskisi kadar kolay değil. Eskiden kaliteli olmayan bir program dahi yazsanız satacak kişi bulabilirdiniz. Çünkü bu işleri yapan az ancak talep çoktu. Basit bir kitaplık programını bile çok fahiş fiyatlara satabilirdiniz.
Zaman içinde öyle bir hal alındı ki çoğu köşe kapandı. Çoğu köşe sizden önce bir program yazıp satanların programları ile kapandı. Peki siz bunlarla 10k$’a bir nüsha sattığınız programla başedebilir misiniz? Hali hazırda yerleşik bir sistem varken sizin programınız neden kullanılsın, neden tercih edilsin?
O zaman damping yapmanız gerekiyor. Bu damping’in adı programınızı bedavaya dağıtmaktır. Programınızı bedavaya dağıtmalısınız ki insanlar programınızı alsınlar, kullansınlar, test etsinler, daha sonra belki programınızdan hoşlansınlar, belki programınızı beğensinler ve belki işlerinde kullanmaya başlasınlar. ( 10 milyon spamdan geri dönüş 100 kişi oluyorsa 10 milyon program nüshasından geri dönüş her zaman daha fazla olacaktır ). Programınız yavaş yavaş yaygınlaşsın. Mümkünse her bilgisayara girsin.
Popüler, güven duyulan bir programınız olduğunda ise ücret isteyin. Ama bu ücreti dağıttığınız nüshalardan değil, programınızın güncellemelerinden, bizzat kendi teknik servis elemanlarınızın yapacağı uygulamalardan alın.
Basit bir hesap yapalım. Program yazdınız ve programınız 100 bin kişi tarafından ücretsiz olarak kullanılıyor. Siz birgün güncelleme işini ücretle yapmaya karar verdiniz. Ve her bir kullanıcınızdan sadece ve sadece aylık 1 YTL aldınız. Ortaya çıkan meblağ sizin programınıza verdiğiniz emeği bir sene içinde çıkarmaya müsait değil mi? ( Sonuçta Türkiye’de birkaç milyon dolar maaliyetle yazılan kaç program var ki?). Ve bu geliriniz bir seferlik te değil! Her ay, düzenli olarak size akan bir miktar olacaktır bu.
Buna bir anlamda müşteri odaklılık diyebilirsiniz. Çünkü kimse artık shareware, trialware, demo program kullanmak istemiyor. Çünkü gün geçmiyor ki kısıtlı bir programın freeware olanı çıkmasın! Ama siz müşteri odaklı olabilirseniz, müşterilerinize müşterinin istediği kadar bedava hizmet sağlayabilirseniz, çok kısa zamanda hem çok büyük bir portföye hem de “mutlu bir portföye” sahip olacağınıza eminim.
İşte bu program üzerinden para kazanılan camiada yeni bir yaklaşımdır. Bu yeniliği önceden görüp her makineye yerleşebilen programların başarı şansı vardır. Bunu yakalayamayıp eski düzen kafa ile giden devlerin bir zaman sonra devrileceğini ben size gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Son tahlilde, bu furyayı yakaladınız yakaladınız. Yakalamazsınız gene “El oğlu yaptı, oysa benim de aklıma gelmişti” der ve hayıflanırsınız.
Açıkcası ben bundan sonra yazacağım ilk programı bu şekilde yazıp dağıtmayı düşünüyorum. Başarırsam birgün gelir buradan tarihe not düşerim.
Benzer Yazılar
Yorum Yap
XHTML: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

11 Mart 2006 |


Etiketler:


Henüz yorum yapılmamış.